Ben Berk Öztoprak. 10 yıldan fazladır dijital ürünler üstüne çalışıyorum. Son 4-5 yılımda dijital ürün büyüme ve markalaşma üzerine çalışmalarım mevcut. Bir çok firmada Growth Manager pozisyonunda çalıştım. Ve son 2 yıldır da sıfırdan 2 markanın baştan sona olan süreçlerinde de bulundum. Bu sebeple böyle bir seriye başlamak istedim.
Markanın Mekanizması, saat markalarını sadece modelleriyle değil; dijital pazarlama, growth, community, içerik stratejisi ve marka yönetimi açısından analiz ettiğimiz Bersenti serisidir.
Farer, modern İngiliz tasarım hissinin geleneksel İsviçre saatçiliğiyle birleştiği bağımsız bir saat markası. İlk olarak 2015 yılında hayata geçen marka; özellikle renkli kadranları, GMT modelleri ve klasik saat formlarına getirdiği daha karakterli yorumlarla öne çıkıyor.

Ama bu yazıda Farer’ı sadece saatleri üzerinden değil, dijital pazarlama, growth ve brand management açısından değerlendirmek istiyorum.
Bence Farer bugün güçlü bir product-brand.
Ama bir sonraki aşamada daha güçlü bir community-brand olma fırsatı var.
Çünkü saat dünyasında büyüme çoğu zaman klasik reklam mantığıyla ilerlemiyor. Saat satın alma kararında kullanıcı yorumu, koleksiyoner görüşü, forumlar, inceleme videoları ve word of mouth hâlâ çok güçlü. Bir model doğru kitle tarafından benimsendiğinde marka bir anda çok daha görünür hale gelebiliyor. Studio Underd0g bunun en iyi örneklerinden biri; ona başka bir analizde ayrıca değineceğim.
Farer tarafında ise dışarıdan gördüğüm kadarıyla şöyle bir durum var:
Farer sahipleri saatlerini göstermeyi seviyor. Fakat marka etrafında güçlü bir “ben Farer topluluğunun parçasıyım” hissi henüz çok görünür değil.
Bence bu önemli bir büyüme alanı.
Birçok microbrand’in web sitesinde kullanıcı yorumları, bilek fotoğrafları ve sahiplik deneyimleri daha görünür şekilde kullanılıyor. Farer’da ise ürünler çok iyi anlatılıyor ama kullanıcı deneyimi tarafı daha geri planda kalıyor. Oysa saat dünyasında potansiyel alıcı için “başka saat severler bu saat hakkında ne düşünüyor?” sorusu çok değerli.
Farer’ın dijital pazarlama tarafında ise aktif bir yaklaşımı var. Facebook Ad Library üzerinden baktığımda markanın çok sayıda aktif reklam kullandığını görüyoruz. Reklam kreatifleri ağırlıklı olarak direkt saat görselleri üzerine kurulmuş. Yani marka burada çok net bir şey söylüyor:
“Saati gördün. Beğendiysen gel ve incele.”

Bu yaklaşım saat dünyasında aslında mantıklı. Çünkü bir saati satın alma motivasyonu çoğu zaman ilk bakışta başlıyor: kadran rengi, kasa formu, kayış seçimi, komplikasyon, genel duruş… Farer da reklamlarında hikâyeyi fazla karmaşıklaştırmadan ürünü merkeze alıyor.
Web sitesinde de benzer bir yapı var. Ürünler temiz, düzenli ve doğrudan sergileniyor. Marka burada da miras ya da statü anlatısından çok ürün kalitesini, mekanizma detaylarını, görselleri ve teknik özellikleri öne çıkarıyor.

Bu noktada Farer için şöyle bir cümle kurabilirim:
Farer size statü değil, karakter satıyor.
Microbrand dünyasında büyük markalardaki miras veya statü anlatısından ziyade farklılık, kişisel zevk ve karakter daha ön plana çıkıyor. Farer’ın renk kullanımı ve GMT modelleri de bu karakteri taşıyan en güçlü alanlardan biri.

Web sitesi deneyiminde beğendiğim noktalardan biri, fosforun nasıl göründüğünün direkt gösterilmesi. Saat dünyasında bu küçük gibi görünen ama karar sürecinde önemli olan bir detay. Kullanıcının bunu görmek için illa bir inceleme videosuna gitmesine gerek kalmamalı.

Ayrıca web sitesindeki Compare özelliği de iyi düşünülmüş. Kullanıcı farklı modelleri teknik özellikleriyle karşılaştırıp karar sürecini daha rahat yönetebiliyor.

Buna karşılık ürün detay sayfasında bazı küçük UX problemleri de var. Örneğin cam materyali gibi önemli bir detayın ilk bakışta görünmemesi ve bunun için aşağıya scroll etmek gerekmesi gereksiz bir sürtünme yaratıyor. Saat satın alan biri için cam tipi, kasa çapı, lug-to-lug, mekanizma ve su geçirmezlik gibi bilgiler mümkün olduğunca hızlı erişilebilir olmalı.
Sosyal medya tarafında ise Farer daha çok product-brand gibi davranıyor. Ürün fotoğrafları, videolar, renkli kadranlar ve lansmanlar markanın ana iletişim omurgasını oluşturuyor.
Ama bence microbrand dünyasında en az ürün kadar önemli bir şey daha var: hikâye.
Farer bu tarafta daha güçlü olabilir. Founder’ların daha görünür olması, tasarım süreçlerinin daha fazla anlatılması, kullanıcı hikâyelerinin öne çıkarılması ve Farer sahiplerinin markanın bir parçası haline getirilmesi markayı daha derin bir yere taşıyabilir.
Özetle benim Farer yorumum şu:
Farer güçlü bir ürün dili kurmuş, dijital pazarlamayı aktif kullanan ve microbrand dünyasında karakterli bir konuma sahip bir marka.
Ama bir sonraki büyüme adımı daha fazla model çıkarmaktan çok, mevcut modellerin etrafında daha güçlü bir topluluk ve sahiplik kültürü inşa etmek olabilir.
Çünkü saat dünyasında ürün ilgiyi başlatır; ama topluluk sadakati yaratır.
Sizce bağımsız saat markaları büyürken daha fazla ürün çeşitliliğine mi, yoksa daha güçlü bir topluluk kültürüne mi odaklanmalı?
Ayrıca Farer ile yaptığımız röportajı buradan okuyabilirsiniz.
Sponsorlu içerik değildir. Haber niteliği taşımaktadır.