Farer’i sevenlerin çoğu aynı noktada buluşuyor: cesur renk, yüksek detay, ve mikro marka sınırlarını aşan ciddi bir tasarım dili. Bu röportajda Farer ekibiyle markanın isminin kökeninden, Londra-İsviçre hattındaki üretim yaklaşımına; GMT’lerden Aqua Compressor’a kadar uzanan tasarım kararlarının perde arkasını konuştuk.
1) İsim “Farer”
Soru: “Farer” ismi; explorer, wayfarer, seafarer gibi fikirlerden geliyor. Bu, markanın DNA’sında neyi temsil ediyor? İlk koleksiyonunuzu tasarlarken bu isim ve keşif fikri tasarım kararlarınızı nasıl etkiledi?
Cevap: “Farer” ismi aslında “farewfarer” ve “wayfarer” kelimelerinin kısaltılmasından geliyor. Yani seyahat etmek veya keşfetmek… İlk iki saatimiz GMT idi; dolayısıyla seyahat temasıyla çok uyumluydu.
2) “British design, Swiss made“
Soru: Kendinizi British design, Swiss made diye tanımlıyorsunuz. Bunu pratikte nasıl dengeliyorsunuz? Londra’daki tasarım masası ile İsviçre’deki üretim tarafı arasında yaratıcı süreç nasıl işliyor?
Cevap: Tasarımda İngiliz DNA’mızı çok güçlü şekilde yansıtıyoruz: renk kombinasyonları, bitişler, stil, estetik ve saati öne çıkaran detaylar. Sonra bunu, fiyat seviyemizde mümkün olan İsviçre’nin en iyi nitelikleriyle birleştiriyoruz: her zaman üst kalite (top grade) mekanizmalar, A sınıfı kasa işçiliği, iki kat Super-LumiNova, uygulamalı indeksler vb… Böylece görsel olarak güçlü bir saat ortaya çıkıyor ve bunun arkasında da güven veren kalite ve performans oluyor.

3) Cesur renk kullanımı
Soru: Birçok koleksiyoner için Farer, cesur renk ve güçlü kontrast demek. Bu korkusuz renk yaklaşımı nereden geliyor? Ticari olarak daha güvenli olan klasik tonlar yerine bu kadar ayırt edici paletlere nasıl karar veriyorsunuz?
Cevap: Bana en sevdiğim iki saat dışı markayı sorsanız Paul Smith ya da Missoni derdim. İkisi de dev marka değil ama renk konusunda net bir reputasyonları var. Biz de saatlerde benzer bir yaklaşım benimsiyoruz. Hatta daha sade tasarımlarımızda bile… Örneğin Resolute III beyaz kadranlı bir saat: Mavi lume ile iki kat rakamlar var, üstüne siyah boya uygulanıyor ve böylece bir halo (ışık halkası) etkisi oluşuyor. Sonra bunu Avocado, Petrol, Teal, Orange, Burgundy, Marine, Green gibi kayışlarla eşleştiriyorsunuz… Yani daha sakin tasarımlarda bile renk hep çok belirgin.

4) GMT: gerçek bir seyahat arkadaşı
Soru: GMT ve seyahat Farer’in merkezinde. Sizce modern bir GMT’yi sadece ikinci saat dilimini gösteren bir saat olmaktan çıkarıp gerçek bir yol arkadaşına dönüştüren şey nedir? Farer GMT serisini tasarlarken hangi gerçek kullanım senaryolarını düşünüyordunuz?
Cevap: Temelde ya seyahat ediyorsunuz ya da iki saat diliminde çalışmanız gerekiyor. Bence günümüzde bu çok yaygın. Pilotlar için ise World Timer, yeterince becerikli kullanırsanız kalkış, iniş ve ev olmak üzere üç ayrı saat dilimini takip etmeye imkan verir.

5) Aqua Compressor: klasiği korumak, modernize etmek
Soru: Aqua Compressor koleksiyonu, klasik super compressor dalış saatlerine modern bir yaklaşım getiriyor. Bugün bu 1960’lar teknik çözümünü titanyum kasa ve La Joux-Perret mekanizmayla yeniden ele alırken, hangi unsurları korumak şarttı; hangilerini tamamen modernleştirmek istediniz?
Cevap: Aqua Compressor aslında aşırı konforlu; çünkü turtle shell (kaplumbağa kabuğu) profiline ve çok kısa boynuzlara sahip. Bu sayede nispeten büyük bir saat bile küçük bileklerde rahat taşınabiliyor. Çift tepe ve iç bezeli saatin kilit unsurları. Titanyum sayesinde ağırlığı üçte bire yakın azaltabildik. LJP mekanizma da kullanıcıya 68 saat güç rezervi sunuyor; bu da onu çok esnek bir tool/adventure/dive saatine dönüştürüyor. PVD kaplamayla birlikte, gelecekte kasa ve tepelerde de renk ifade edebileceğiz. Ocean Blue versiyonu çok popüler oldu.

6) Microbrand algısından olgun bağımsız markaya geçiş
Soru: 2015’teki ilk quartz modellerinizden bugüne baktığınızda, Farer’ı microbrand algısından daha olgun bağımsız bir markaya taşıyan dönüm noktası neydi? GMT’ler, kronograflar, Aqua Compressor’lar ve hand-wound parçalar arasında sizce asıl game changer hangisiydi?
Cevap: Bence otomatik kronografı çıkarmamız ve kısa süre sonra World Timer’ı tanıtmamız dönüm noktasıydı. Bu da 2019’un sonu/2020’nin başı gibi.
2021’de çıkan cushion (yastık) kasa serisi ise temelde günlük dress watch segmentinde çok sevildi; popüler oldu ve kitlemizi genişletti.
7) Yeni bir Farer modeli nasıl doğuyor?
Soru: Yeni bir Farer modeli doğarken süreç nasıl başlıyor? Bir tema ile mi (bir kaşif, bir yer, bir rekor) yoksa teknik bir fikirle mi (yeni kasa formu, yeni mekanizma, yeni ölçü)? Bersenti okurlarını ilk eskizden bileğe takılan son ürüne kadar perde arkasına götürür müsünüz?
Cevap: Bazen tek bir obje ile başlayabiliyor; bazen yapmak istediğimiz bir komplikasyonla; bazen de bir kasa formu fikriyle… Örneğin 35mm cushion kasa gibi…
Genelde mekanizmayı ve dolayısıyla saatin ne tür bir saat olacağını tamamen seçmeden önce kasa ve bilezik seçeneklerini geliştiriyoruz.
Ben el çizimleriyle başlıyorum; sonra iç ekipten Philippe Cogili ile kasaları geliştiriyoruz; ardından yine içeriden Mike Heath ile kadranlara geçiyoruz. Süreç sürekli gidip gelerek ilerliyor. Ve işin doğrusu, fikirlerin yarısı kesim odasında kalıyor: kimi render aşamasında, kimi 3D baskıda, hatta kimi ilk prototipte eleniyor…

8) Ulaşılabilir fiyata yüksek değer
Soru: Farer, ulaşılabilir fiyata yüksek değer sunmasıyla övülüyor. Bu dengeyi korurken asla taviz vermediğiniz prensipler neler? Örneğin mekanizma seçimi (Sellita, La Joux-Perret), bitiş seviyesi veya kayış kalitesi gibi alanlarda içerdeki kırmızı çizgileriniz nedir?
Cevap: Daha iyi mekanizmalar kullanmayı, üç boyutlu kadranları ve A sınıfı bitişi seviyoruz; özellikle parlatılmış yüzeylerde A sınıfı bizim için önemli. Kasa arkasını sabitlemek için tek tek vidalar, kutu formunda safir cam… Bunlar olmazsa olmaz. Tarih diski varsa, her zaman kadran rengine uygun tarih diski kullanıyoruz vb.
9) Küçülen kasalar ve neo-vintage trendi
Soru: Son yıllarda iki büyük trend görüyoruz: daha küçük kasa ölçüleri ve güçlü bir neo-vintage estetik. Farer bu trendleri nasıl okuyor? Ölçü, kalınlık ve genel tasarım dili açısından koleksiyonlarınızı önümüzdeki yıllarda nasıl evriltmeyi düşünüyorsunuz?
Cevap: Biz zaten hep küçük ölçüler tarafındaydık; şimdi de en küçüğümüz olan 35mm cushion’ı ekliyoruz. Ama açıkçası büyük saat tarafında tasarımlar daha kolay muhafazakarlaşıyor; bu yüzden 2026’da 42mm bir saat ekliyoruz ki daha geniş bir yelpaze sunabilelim. 30’lar, 40’lar, 50’ler, 60’lar, 70’ler ve 80’ler; hepsinin tasarıma katılabilecek unsurları var.
Bence mixed media çok büyüyecek: örneğin ortası Mother of Pearl (sedef) bir kadranı alüminyum chapter ring ile birleştirmek ya da guilloché kadranı İtalyan mermeri alt kadranlarla eşlemek gibi…
10) Genç koleksiyonerlere mesaj
Soru: Son olarak, uzaktan takip eden ama henüz Farer sahibi olmamış genç koleksiyonerlere ne söylemek istersiniz? İlk Farer’ını alacak biri için hangi yaşam tarzına hangi modeli önerirsiniz? Neden?
Cevap: Field watch veya 3 kollu bir modelle başlayın; alıştıktan sonra komplikasyona geçin: GMT, World Timer, Chronograph vb.
Her kadranda “Universal” kelimesi var; yani çekiciliğimizin geniş olduğuna inanıyoruz. Ama elbette, 3D detay, benzersiz renk kombinasyonları ve kaliteli mekanizma/komplikasyon isteyen kullanıcıya daha çok hitap ediyor.
Büyüyen müşteri kitlemizde 16-18 yaş gibi genç saat meraklıları da görüyoruz; bu çok sevindirici.
Horoloji harika bir hobi: nispeten ulaşılabilir, demokratik, küçük ölçekli ve isterseniz parçası olabileceğiniz çok iyi bir topluluğu var.