Toronto merkezli hipergerçekçi sanatçı Sinziana Iordache, saatleri yalnızca çizen biri değil; onları adeta yeniden inşa eden bir göz. Mimarlık ve iç mimarlık eğitiminin kazandırdığı ölçü, perspektif ve malzeme bilgisiyle, grafitin en “mütevazı” halini ultra lüks saatçiliğin en rafine yüzeylerine taşıyor. Çelikten safire, cilalı yüzeylerden mikroskobik dokulara kadar her ayrıntıyı sabırla katmanlayan Iordache’ın işleri, bir saatin mikro-mimarisini büyütüp görünür kılıyor. Bu röportajda sanat, mimarlık, horoloji üçgeninde kurduğu dünyayı, süreçlerini ve onu ileriye taşıyan motivasyonları konuşuyoruz.

1. Bersenti okurları için sizi ilk kez keşfedecek olanlar adına: Sinziana Iordache kimdir? Sanat, mimarlık ve saatlerle ilişkiniz nasıl başladı; bugün geldiğiniz noktaya nasıl evrildi?
Toronto merkezli, hipergerçekçi bir sanatçıyım ve en çok saatleri tamamen grafitle çizmemle tanınıyorum. Sanat hayatımın her zaman bir parçasıydı. Çocukken sürekli çiziyordum ama erken dönemde daha yapılandırılmış bir yol izleyerek mimarlık ve iç mimarlık eğitimi aldım. Bu eğitim dünyayı algılama biçimimi şekillendirdi. Doğal olarak yalnızca nesnelerin nasıl göründüğüne değil, nasıl inşa edildiğine; yapıya, oranlara ve konstrüksiyona odaklanıyorum.
Saatler hayatıma çok daha sonra ve neredeyse tesadüfen girdi. Mekanik şeylere hep bir merakım vardı. İlk tutkum otomobillerdi; saatler ise hep ufukta duran bir ilgi alanıydı. Merakla başlayan şey çok hızlı biçimde bir takıntıya dönüştü. Bir saatin aslında “giyilebilir mimarlık” olduğunu fark ettim: inanılmaz derecede küçük, tamamen mühendislik ürünü bir yapının aynı anda hem işlevsel hem de duygusal olabilmesi.
Yıllar içinde işlerim realizm denemelerinden saatleri ana konu olarak tamamen sahiplenmeye evrildi. Bugün pratiğim sanat, mimarlık ve horolojinin kesişiminde duruyor ve bu, kendimi en doğal hissettiğim yer.

2. Mimarlık ve iç mimarlık geçmişiniz var. Bu eğitim çizimlerinizi nasıl etkiliyor? Oran, perspektif, ışık-gölge ve malzeme hissi açısından bu temel size nasıl bir avantaj sağlıyor?
Mimarlık, oran ve hizaya karşı gözümü son derece hassas biçimde eğitti. Bir şey en ufak şekilde bile yanlışsa bunu hemen fark ederim. Saatlerde ise görsel olarak her şey önemlidir; bu hassasiyet özellikle kritik.
Işığın formun etrafına nasıl sarıldığı, yansımaların yüzeyler üzerinde nasıl kırıldığı ve malzemelerin birbirleriyle nasıl etkileştiği konusundaki anlayışım doğrudan tasarım geçmişimden geliyor. İç mimarlık ise özellikle “malzeme” tarafında ek bir katman kazandırdı. Çelik, altın, safir, seramik; fırçalı (brushed) ve cilalı (polished) yüzeylerin her biri farklı davranır. Ben de bunu mimari malzemeler gibi ele alıyorum: kaleme başlamadan önce ışığı nasıl emdiklerini ya da nasıl yansıttıklarını inceliyorum.
Mimarlık ve tasarım altyapısının büyük bir avantaj olduğuna her zaman inandım; yeni sanatçılara da konu ne olursa olsun perspektif çizimi çalışmayı sık sık öneririm. Bu, tahmin yürütmeyi azaltır ve kâğıt üzerinde formların nasıl çevrileceğine dair çok daha derin bir anlayış oluşturur.
3. Saatlerle ilişkinizde bir dönüm noktası oldu mu? İlk kez hangi saat size “Bu sadece bir obje değil; saatlerce emek vermeye değer bir mikro-mimarlık” dedirtti?
Jaeger-LeCoultre Reverso Hybris Mechanica Calibre 185 benim için kesinlikle dönüm noktasıydı. Çıkış yaptığı dönemde çok fazla görsel bilgi yoktu; bu da beni araştırma tavşan deliğine soktu. Her bir yüzü, her bir komplikasyonu inceleyip durdum.
Detay seviyesi ve farklı dokularla komplikasyonların bu kadar bütünlüklü şekilde katmanlanmış olması, saatlere bakışımı tamamen değiştirdi. Onu çizmek için yaklaşık 180 saat harcadım ve bu süreç, malzemeleri, finisajı ve dokuyu anlamaya yönelik bir yolculuk gibiydi. O parça daha fazlasını keşfetme isteğimi tetikledi.
4. Grafit seçiminiz çok ayırt edici. Yalnızca grafitle lüks, karmaşık ve çoğu zaman çok yansıtıcı metal yüzeyleri nasıl aktarabiliyorsunuz? “Mütevazı” bir malzemeyle ultra-lüks saatleri bir araya getirmek nasıl hissettiriyor?
Bu mütevazı malzemeye büyük bir saygım var. Grafit aldatıcı biçimde basit. İnsanlar genellikle onu “temel” bir şey sanıyor ama sınırlarını zorlamayı bilirseniz inanılmaz derecede çok yönlü. Aslında mesele, malzemenin neler yapabildiğini anlamak ve her seferinde sınırlarını biraz daha itip yeni bir şey öğrenmek.
Malzemenin kendisi sadece bir araç. Farklı yüzeyleri ve materyalleri ikna edici biçimde resmetmek, esasen değerleri (tonları), ışığı ve gölgeyi anlamakla ilgili. Parlaklıkların ve gölgelerin nerede olması gerektiğini, bir yüzeyi inandırıcı kılmak için ne kadar kontrast gerektiğini bilmek zamanla ve deneyimle geliyor. Her çizim bana yeni bir şey öğretiyor; ben de o bilgiyi bir sonraki işe taşımaya çalışıyorum.
Bununla birlikte, malzeme ve konu arasındaki zıtlığı seviyorum. Muhtemelen en erişilebilir sanat aracı olan bir kalemle, işçiliğin ve lüksün en üst seviyesini temsil eden objeleri tasvir etmek çok tatmin edici. Bu, işi “ayakları yere basan” ve dürüst kılıyor. Bir anlamda saat yapımını da yansıtıyor: son derece temel araçlarla inanılmaz rafine sonuçlar üretmek.

5. Çizim sürecinizi adım adım anlatabilir misiniz? Referans seçimi, kompozisyon, ilk eskiz, detaylar ve en son dokunuşa kadar… Ortalama bir iş ne kadar sürüyor ve süreçte sizi en çok zorlayan kısım hangisi?
Her şey konuyu incelemekle başlıyor. Saate erişimim varsa kendi fotoğraflarımı çekip kendi referansımı oluşturmayı tercih ederim. Eğer yoksa, müşterinin sağladığı görsellerin yanı sıra internetteki fotoğraf ve videolara başvurur, geometriyi tam olarak kavrayana kadar araştırırım.
Yaklaşımım, işin kişisel bir parça mı yoksa bir sipariş mi olduğuna göre biraz değişir. Bir sipariş, benimle koleksiyoner arasında bir iş birliğidir; dolayısıyla işe saat üzerine uzun konuşmalarla başlarız: onun için anlamı nedir, hangi detaylar önemli, neleri vurgulamak istiyoruz… Bu diyalog, araştırmayı, referans seçimlerini ve işin genel yönünü belirler.
İlk eskiz çok gevşek ve çok hafiftir; tamamen yerleşim ve oranlara odaklanır. Asıl iş gölgelendirme aşamasında başlar. Her şeyi katman katman inşa ederim; bu yüzden en son kalem darbesine kadar hiçbir şey tam anlamıyla “bitmiş” görünmez.
Her çizimde göz korkutan bir bölüm mutlaka olur ve ben bunu seviyorum. Daha önce çizmediğim bir doku, yeni bir malzeme ya da özellikle karmaşık bir geometri olabilir. Genellikle başlamadan önce işi zihnimde birkaç kez çizerim. Bu, yaklaşımı planlama ve zorluğu nasıl ele alacağımı çözme yöntemim.
Bir çizime harcanan süre, boyuta ve karmaşıklığa göre çok değişir. Büyük ölçekli işler her zaman 100 saatin üzerindedir; daha küçük işler ise genelde 25 ile 75 saat arasında sürer.
6. İşlerinizde sıkça, saatçiliğin en prestijli markalarını ve en komplike mekanizmalarını görüyoruz. Bir modeli çizerken kriterleriniz neler? Teknik karmaşıklık mı, tasarım dili mi, yoksa saatin hikâyesi mi sizi daha çok çekiyor?
Teknik karmaşıklık kesinlikle önemli bir faktör; tasarım dili de öyle. Bununla birlikte işlerim, zirve markalardan yeni yükselen mikro markalara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.
Bugün insanların gördüğü çizimlerin çoğu sipariş olduğu için saati koleksiyoner seçiyor. Bu durumlarda tamamen onların hikayesi, tutkusu ve saatle kurduğu bağ belirleyici. Ben sadece o bağı kağıda çeviriyorum. Kişisel işlerimde konu seçerken genelde tüm bu faktörlerin bir karışımı etkili oluyor ama güçlü bir tasarım dili benim için özellikle önemli.
7. Kendi “kişisel saat evreninizi” kurma isteğiniz var mı? Sırf çizmek için, gerçek hayatta var olmayan tamamen hayali saatler yarattığınız oldu mu? Ve bu tasarımları sınırlı sayıda gerçek saatlere dönüştürmeyi hiç düşündünüz mü?
Saatlere bu kadar uzun süre baktığınızda, hayal gücünüz doğal olarak dolaşmaya başlıyor. Değiştirmek isteyeceğiniz oranlar, farklı vurgulayacağınız detaylar, daha derin keşfedilmesini isteyeceğiniz finisajlar fark ediyorsunuz. Meraktan bazı fikirler karaladığım ya da zihnimde bazı unsurları tasarladığım anlar kesinlikle oldu.
Bununla birlikte pratiğimin merkezinde her zaman var olan parçalara ve onların ardındaki zanaate saygı duruşu yer aldı. Zaten var olanın içinde, çoğu zaman gözden kaçan detaylara dikkat çekmekle çok ilgileniyorum. Bir saati lup altında incelemiyorsanız inanılmaz miktarda bilgiyi kaçırıyoruz: el işi pah kırımları (bevel), yüzeyler arasındaki ince geçişler, yapılması saatler süren mikroskobik dokular…
Beni büyüleyen şey bu işçilik seviyesi. Bu detayları çok daha büyük ölçekte büyütüp yeniden kurarak, insanların yavaşlamasını ve o emeği gerçekten görmesini istiyorum. Bir bakıma çizimlerim zaten yeni bir “kişisel saat dünyası” yaratıyor; yeni saatler icat ederek değil, var olanı yeniden çerçeveleyip büyüterek.
Hayali tasarımları gerçek saatlere dönüştürmek konusuna gelince: bunu tamamen dışlamıyorum ama çok niyetli ve sahici hissettirmesi gerekir. Sadece “yapmış olmak için” bir şey üretmek istemem. Eğer bir gün olursa, başka türlü var olamayacak bir fikri keşfetme ihtiyacından doğar. Şimdilik odağım gözlem, yorum ve ilham aldığım zanaate duyduğum saygı.

8. Yeni bir saat markası için sıfırdan tasarlama fikrine nasıl bakıyorsunuz? Diyelim ki bağımsız bir marka size gelip “Tüm koleksiyonun görsel kimliğini ve kadran dilini sen yarat” dedi. Nereden başlardınız ve bu varsayımsal markanın tasarım manifestosunda mutlaka yer alması gereken üç kelime ne olurdu?
Bir markayla görsel kimlik üzerine iş birliğine asla kapalı olmam ama bunun başlangıcı araştırma ve ölçülülük (restrained yaklaşım) olmalı. Markanın neyi temsil ettiğini, ne olmak istemediğini ve daha geniş saat dünyasında nereye oturduğunu anlamak çok önemli.
Bunu yalnızca hipotetik bir şey olarak görmüyorum; çünkü o ilk görüşmeler kritik. Hedef kitleyi, detay seviyesini ve markanın arkasındaki değerleri anlamak, benim görüşüme göre her zaman görsel konsept üretmenin önüne gelmeli.
9. Markalar ve koleksiyonerlerle pek çok özel projede çalışıyorsunuz. Sizi derinden etkileyen bir siparişi ya da bir hikâyeyi paylaşabilir misiniz? hani “İşte tam da bu yüzden yapıyorum” dediğiniz anlardan birini? (İsterseniz isimleri anonim tutabilirsiniz.)
Yaptığım en anlamlı işlerin bir kısmı, ister markalarla ister özel koleksiyonerlerle olsun, siparişlerden geliyor. Hayattaki büyük anları işaretleyen parçalarda çalıştım: yıldönümleri, kilometre taşları ya da nesilden nesile aktarılan saatler… Her seferinde, yaptığım işi yapabildiğim ve bir başkası için anlamlı bir şeye dahil olabildiğim için ne kadar şanslı ve ayrıcalıklı olduğumu hatırlıyorum.
Bitmiş işlerin çoğunu kamuya açık biçimde paylaşıyor olsam da, koleksiyonerlerime saygımdan dolayı bu işlerin arkasındaki hikâyeleri genelde özel tutmaya çalışıyorum.
Yakın zamanda yaptığım bir sipariş, A. Lange & Söhne Datograph, özellikle anlamlıydı. Koleksiyonerin hem saatçiliğe hem sanata dair işçiliğe derin bir saygısı vardı ve bunun üzerinden hemen bağ kurduk. İşin neden bu kadar zaman aldığını, belirli detayların neden önemli olduğunu ve sürecin neden aceleye getirilemeyeceğini gerçekten anlıyordu.
Anında tatmin ve sürekli hız üzerine kurulu bir dünyada, bu zihniyet giderek daha nadir. Böyle anlar, bunu neden yaptığımı yeniden hatırlatıyor. Saatler, benim için, hâlâ el işçiliğini ve “zaman, özen ve sabrın” birer taviz değil, temel değerler olduğunu bütünüyle benimseyen ender alanlardan biri.
10. Gelecek planlarınız neler? Daha fazla marka iş birliği, karma teknik denemeleri, sergiler… belki de “Sinziana tasarımı” bir saatin gerçekten üretilmesi? Önümüzdeki yıllara dair hayal ettiğiniz projeleri duymak isteriz.
İdeal senaryoda hepsi. Markalar ve koleksiyonerlerle, düşünülmüş ve anlamlı hissettiren iş birlikleri yapmaya devam etmek istiyorum. Aynı zamanda pratiğimi daha da ileri taşımak, ölçekle oynamak, karma teknikleri denemek ve belki de insanlara işi yeni biçimlerde deneyimletecek enstalasyonlar veya sergiler yapmak ilgimi çekiyor.
Zanaatı sürekli inceliyor ve rafine ediyorum ama hâlâ başlangıç gibi hissediyorum. Halihazırda hareket halinde birçok plan var; mesele zaman yönetimi ve fikirlerin özenle hayata geçirilmesini sağlamak.
“Sinziana” tasarımı bir saat konusuna gelince, bu aslında gündemimde değil. Kendi saat markamı kurma gibi bir niyetim yok. Benim için daha ilgi çekici olan, markalarla ya da bireylerle organik hissettiren şekillerde iş birliği yapmak. Sonrası ne olursa olsun, işimin doğal bir evrimi gibi hissettirmesini istiyorum; ondan bir kopuş gibi değil.
Kendisine bu röportaj için teşekkür ederiz.
Sponsorlu içerik değildir. Haber niteliği taşımaktadır.