Horoloji ve Hikayeleri 11 dk okuma

O&HoraPictor Röportajı: Emaye Saatçiliğin Perde Arkası

Yayımlandı Güncellendi
O&HoraPictor Volcano Grey
O&HoraPictor Volcano Grey

Bir emaye kadrana uzaktan baktığınızda gördüğünüz şey çoğu zaman yalnızca renk oluyor. Parlak bir mavi, derin bir bordo, ışığa göre karakter değiştiren bir yüzey…

Röportajda anlatılan Grand Feu ve cloisonné süreçlerinin temelini, emaye kadran rehberimizde teknik türler ve üretim aşamalarıyla birlikte bulabilirsiniz.

Fakat birkaç milimetrelik bu alanın arkasında yüksek sıcaklıklar, tekrar tekrar yapılan pişirimler, metal ile emaye arasındaki kimyasal ilişki ve bazen tek bir hatanın saatler süren emeği tamamen yok edebildiği oldukça hassas bir üretim süreci var.

O&HoraPictor tam olarak bu dünyanın içinde çalışan bağımsız bir saatçilik atölyesi. Marka, emayeyi yalnızca geçmişten gelen dekoratif bir teknik olarak değil, çağdaş saat tasarımında hâlâ yeni şeyler söyleyebilecek bir malzeme olarak ele alıyor.

İçindekiler

Ateş, Metal ve Renk: O&HoraPictor ile Emaye Saatçilik Üzerine

Biz de Bersenti olarak O&HoraPictor ile emaye saatçiliğin perde arkasını konuştuk. Bir emaye kadranın neden başarısız olabileceğinden aynı rengin iki kez üretilebilirliğine, kadranın altındaki metalin öneminden 100’den fazla gümüş hücreyle oluşturulan Totem Cipher’a kadar uzanan oldukça teknik bir sohbet ortaya çıktı.

Aşağıdaki röportajdaki soru ve cevaplar, içerikleri değiştirilmeden röportajı İngilizce yaptığımız için(Bir çok röportajda olduğu gibi:) Türkçeye çevrilmiştir.

Saate de büyük ölçüde aynı şekilde bakıyoruz. Kasa, ibreler ve hatta emaye rotor sürekli olarak birbirlerini tanımlıyor. Kasa ve ibreler, emayenin kendisini ifade edebilmesi için bir çerçeve sağlarken emaye de karşılığında saatin tamamına karakterini kazandırıyor.

Dolayısıyla yeni bir saat geliştirirken nadiren “önce saat mi geliyor, yoksa emaye mi?” diye soruyoruz. Tasarım sürecinin en başından itibaren ikisi de aynı bütünün parçaları ve farklı aşamalarda farklı şekillerde birbirlerini etkiliyorlar.


4. Cloisonné, gümüş varaklı emaye ve kuru eleme yöntemiyle uygulanan opak emaye dahil olmak üzere birbirinden oldukça farklı tekniklerle çalışıyorsunuz. Belirli bir tasarım için hangi emaye tekniğinin doğru olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?

Konsepti nasıl geliştireceğimize karar verirken genellikle zanaattan başlamıyoruz. Bir adım geri çekilip önce tasarımın neyi ifade etmeye çalıştığına bakıyor, ardından bunu en etkili şekilde ifade edebilecek zanaatı arıyoruz. Bana göre her teknik neredeyse bir dil gibi ve her birinin kendine özgü bir iletişim biçimi var.

Örneğin Totem koleksiyonunu ele alalım. Rosetta Taşı’ndan ilham alıyor ve onun sembollerinin ve yazıtlarının yapısal niteliğini korumak istedik. Cloisonné, bu çizgileri ve sembolleri net biçimde tanımlamamıza olanak tanırken aynı zamanda kadrana soyut bir anlatı hissi de kazandırıyor. Dolayısıyla doğal olarak en uygun teknik haline geldi.

Smoked Ocean koleksiyonunun ilhamı ise doğal manzaralardan geliyor. Bu nedenle kaya oluşumlarının ve okyanusun dokularının yanı sıra derinlik ve enginlik hissiyle daha fazla ilgileniyorduk. Gümüş varak bu dokunun temelini oluştururken, smoked efekt ışığın ve rengin katmanlarını değiştiriyor. Birlikte aradığımız atmosferi yaratıyorlar.

Yani bir bakıma her tekniğin kendine özgü bir karakteri var. Bizim işimiz önce konseptin ne söylemeye çalıştığını anlamak, ardından bunu en iyi şekilde ifade edebilecek dili bulmak.


5. Bitmiş bir emaye kadrana baktığımızda yüzey neredeyse zahmetsizce ortaya çıkmış gibi görünebiliyor. Ancak üretim süreci çok daha zorlu. Bir koleksiyoner atölyenizde bir gün geçirse, sizce emaye kadran üretimiyle ilgili onu en çok ne şaşırtırdı?

Herkes emayenin zor olduğunu biliyor, ancak insanlar gerçekten atölyede zaman geçirirse bence onları şaşırtan şey, bu zorlukların ne kadar affetmez olabileceğini bizzat deneyimlemek oluyor.

En belirgin nokta, herhangi bir aşamada yapılan bir hatanın her şeye yeniden başlamak anlamına gelebilmesi. Öğütme, temizleme, emayenin uygulanması, pişirim: Bunlar birbirinden ayrı süreçler gibi görünebilir ancak öğütme malzemesinin aşındırıcılığındaki, emaye yüzeyinin düzlüğündeki veya fırın sıcaklığındaki küçük bir farklılık nihayetinde tüm kadranı mahvedebilir.

Emaye kadranlarımız genellikle art arda sekizden fazla emaye uygulama ve pişirim katmanından geçiyor. Dolayısıyla son aşamaya kadar her şeyi doğru yapmak yeterli değil. Yol boyunca tek bir hata bile yapma lüksünüz yok.

Üstelik bitmiş üründe görünmeyen birçok risk var. Kadranın kasanın içine sığabilmesi için emayenin toplam kalınlığının dikkatle kontrol edilmesi gerekiyor. İndeksler uygulanırken fazla baskı yapılması emayenin çatlamasına neden olabiliyor. Kadran ayaklarının lehimlenmesi bile son derece dikkat gerektiriyor çünkü ısı da çatlamaya yol açabiliyor.

Dolayısıyla geleneksel saatçilikte rutin görünen birçok işlem, emaye söz konusu olduğunda yüksek riskli operasyonlara dönüşüyor. İnsanları belki de en çok şaşırtan şey bu: yüzeyde tamamen doğal ve zahmetsiz görünen bir kadran, aslında küçücük bir hatanın her şeye yeniden başlamaya yol açabileceği sayısız andan geçmiş oluyor.


6. Başarısızlık da emayeyle çalışmanın doğal bir parçası. Üretim sırasında bir kadranı kullanılamaz hale getiren en yaygın sebepler nelerdir? Çatlaklar, kabarcıklar, renk değişimleri, deformasyon veya belki de koleksiyonerlerin hiç düşünmeyeceği başka bir şey mi?

Aslında hangi kusurun en yaygın olduğunu söylemek zor çünkü emayedeki başarısızlıklar çoğu zaman öngörülemez. Çatlaklar, kabarcıklar, renk değişimleri, deformasyon; bunların hepsi meydana gelebilir. Bazen bir problemin sebebini bulduğunuzu düşünürsünüz ve bir sonraki pişirim tamamen farklı bir sonuç ortaya çıkarır.

Birçok insan emayenin en zor kısmının başlangıçtaki deney süreci olduğunu ve istikrarlı bir formül bulduğunuzda bunu endüstriyel bir süreç gibi basitçe tekrar tekrar üretebileceğinizi varsayıyor. Emaye gerçekten böyle çalışmıyor.

Her seferinde aynen tekrarlayabileceğiniz sabit bir formül yok. Her pişirimden sonra emaye ustasının önceki kadranın sonucunu değerlendirmesi ve buna göre ayarlamalar yapması gerekiyor; bu, öğütmenin inceliği, emaye uygulamasının durumu, pişirim süresi veya fırın sıcaklığı olabilir. Sürekli olarak bütün bu değişkenler arasında denge kuruyorsunuz.


7. Renk özellikle merak ettiğimiz alanlardan biri. Bir emaye ustası nihai rengi ne kadar hassas biçimde kontrol edebilir? Örneğin birebir aynı bordo, mavi veya kırmızı birkaç farklı kadranda yeniden üretilebilir mi, yoksa küçük farklılıklar emayenin doğasının bir parçası mı?

Kesin olarak konuşmak gerekirse aynı emaye rengiyle yapılan kadranlar arasında her zaman çok küçük farklılıklar olacaktır.

Emayenin kendisi mineraller ile metal oksitlerin bir karışımıdır. Yüksek sıcaklıkta yapılan pişirim sırasında metal tabanla da belirli reaksiyonlara girer. Bu değişiklikler nihai rengi ve yüzey parlaklığını etkileyebilir. Elbette kadranları elinize alıp çok dikkatli biçimde karşılaştırmadığınız sürece bu küçük farklılıkları fark etmek son derece zordur.

Ancak bizim gerçekten ulaşmaya çalıştığımız şey mekanik olarak “birebir aynı” bir renk değil. Bir emaye kadran üretirken daha çok emayenin nihai durumuna; parlaklığının en yüksek, dokusunun ise en zengin olduğu noktaya dikkat ediyoruz.

Her kadran bu duruma ulaşana kadar pişirildiğinde renkler görsel olarak son derece tutarlı görünecektir. Fiziksel seviyede hâlâ mikroskobik farklılıklar olabilir ancak insan gözüyle bunları ayırt etmek neredeyse imkânsızdır.

Dolayısıyla bir bakıma size katılıyorum. Küçük farklılıklar basitçe emayenin doğasının bir parçası.


8. Emayenin altındaki metal ne kadar önemli? Gümüş, bakır veya başka bir ana malzeme üzerinde çalışmak bitmiş emayenin rengini, derinliğini ve dayanıklılığını nasıl etkiliyor?

Son derece önemli. Emaye açısından metal taban hiçbir zaman yalnızca onun altında bulunan taşıyıcı bir zemin olmadı.

Grand Feu emaye son derece yüksek sıcaklıklarda pişirilir ve metal taban, emayeyle karmaşık reaksiyonlara girer. Metalin kendi bileşimi kadranın nihai rengini, durumunu ve stabilitesini doğrudan etkileyebilir.

Bunu kendimiz de deneyimledik. Bir üretim partisinde kullandığımız gümüşün saflığı gereken standartta değildi. Sonunda problemin emayenin kendisinde değil, onun altındaki metalde olduğunu keşfedene kadar onlarca kadranı çöpe atmak zorunda kaldık.

Bu durum özellikle transparan emayede daha da önemli hale geliyor çünkü metal tabanın rengi emayenin içerisinden görünebilir ve nihai görünümü doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle metali yalnızca emayeyi taşıyan bir taban olarak düşünmüyoruz. Aslında nihai rengin ve dokunun bir parçası.

Bir anlamda emaye kadranın nihai rengini emaye ve metal taban birlikte yaratıyor.


9. Saat kadranlarındaki toleranslar son derece küçük. Emayenin kalınlığını ve kadranın toplam kalınlığını nasıl yönetiyorsunuz? Daha karmaşık veya çok katmanlı emaye çalışmalarında ibre boşluğu, mekanizma mimarisi ve kasa gibi teknik sınırlamalar gerçekte nelerin üretilebileceğini ne ölçüde etkiliyor?

Her emaye katmanı için son derece sıkı bir kalınlık spesifikasyonu var. En küçük sapma bile önem taşıyor. Ancak her şeyi mümkün olduğunca hassas biçimde kontrol etsek bile emaye bir kadran, geleneksel bir kadrandan yine de önemli ölçüde daha kalın oluyor.

Bu da tüm tasarım mantığının değişmesi gerektiği anlamına geliyor. İbrelerin yüksekliği, kasanın içerisindeki alan ve çevresindeki tüm yapı, özellikle emaye kadran dikkate alınarak tasarlanmak zorunda.

Biz yalnızca emaye bir kadranı mevcut bir saatin içine sığdırmaya çalışmıyoruz. Daha en başından itibaren saatin tamamı emaye göz önünde bulundurularak tasarlanıyor.


10. Totem Cipher özellikle ilginç çünkü kadranda 100’den fazla gümüş tel hücre ve 14 farklı mavi tonu kullanılıyor. Böyle bir kadranı üretirken en zor bölüm hangisi: renkleri kontrol etmek, telleri konumlandırmak, pişirim sürecini yönetmek veya nihai yüzey finisajını elde etmek mi?

Totem Cipher şu anda tüm koleksiyonlarımız arasında ürettiğimiz en karmaşık parça. Karmaşıklık bu seviyeye ulaştığında her aşama başlı başına bir zorluğa dönüşüyor.

100’den fazla gümüş tel hücrenin tasarıma tam olarak uygun şekilde yerleştirilmesi ve her bir hücrenin tamamen kapalı olması gerekiyor. Ardından birbirine son derece yakın 14 farklı mavi tonunun, birbirine karışmadan veya yer değiştirmeden kendileri için belirlenen hücrelere hassas biçimde uygulanması gerekiyor.

Aynı zamanda her emaye katmanının kalınlığının da son derece dikkatli kontrol edilmesi gerekiyor. Katman fazla kalın olursa ince gümüş teller emayenin altında kalabilir, hatta çökebilir. Çok ince olursa aradığımız rengi ve dokuyu elde edemeyiz.

Her bir emaye katmanının uygulanması ve pişirilmesi yaklaşık bir ila iki saat sürüyor.


11. Emaye çoğu zaman oldukça klasik ve geleneksel saatçilikle ilişkilendiriliyor. Track Compass gibi modeller ise onu çok daha grafik ve çağdaş bir şekilde kullanıyor. Sizce emayenin yeni nesil koleksiyonerlere ulaşabilmesi için geleneksel imajının ötesine geçmesi gerekiyor mu?

Biz iyi bir işin doğası gereği yaşın ve nesillerin ötesinde olduğuna inanıyoruz. Çok farklı yaş gruplarındaki koleksiyonerlerden geri bildirimler aldık ve geleneksel emaye parçalara aynı ölçüde ilgi duyan birçok genç koleksiyoner de tanıyoruz.

Daha çağdaş tasarımları keşfederken amacımız belirli bir yaş grubuna hitap etmek veya emayeyi bilinçli olarak daha ulaşılabilir hale getirmek değil.

Biz yalnızca emayenin hâlâ kaç farklı biçime ve olasılığa sahip olabileceğini görmek istiyoruz. Bizim için önemli olan emaye saatçiliğin sınırlarını genişletmek.


12. Yaklaşan koleksiyonunuzda iki farklı emaye tonunu tek bir kadran üzerinde bir araya getiriyorsunuz. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Aynı kadran üzerinde iki renkle çalışmak, tek renkli bir Grand Feu emaye kadrana kıyasla önemli ölçüde farklı teknik zorluklar yaratıyor mu?

İki tonlu tasarım aslında oldukça klasik bir tasarım dili. Günlük hayatın her yerinde karşınıza çıkıyor. Ancak bir saat kadranında Grand Feu emaye kullanarak büyük ölçekli iki tonlu bir kompozisyon yaratmak hâlâ nispeten alışılmadık bir şey.

Teknik açıdan yapımız daha çok bir “sandviç” gibi. Kadrana bakan birçok kişi ortadaki gümüş halkanın yalnızca tabanın bir parçası olduğunu düşünüyor ancak durum böyle değil.

Gümüş halkayı masif gümüş bir tabanın üzerine yerleştiriyor ve iki emaye katmanının arasına sıkıştırıyoruz; halkayı yerinde tutmak için emayenin kendisini kullanıyoruz.

Daha büyük zorluk ise iki emaye renginin kendisinden kaynaklanıyor. Farklı emaye formüllerinin farklı pişirim özellikleri ve genleşme katsayıları bulunuyor.

Her iki rengin de ideal durumuna ulaşmasına imkân verecek son derece hassas bir pişirim dengesi bulmamız gerekiyor. Bu, tek renkli bir emaye kadranda karşılaşmadığınız bir zorluk.


13. Son olarak geleceğe bakalım. O&HoraPictor’ı öncelikle bağımsız bir saat markası, emaye konusunda uzmanlaşmış bir atölye veya ikisinin arasında bir yerde mi görüyorsunuz? Ayrıca başka bağımsız saat üreticileri ve markalarla özel kadranlar veya projeler geliştirmek gelecekte keşfetmek istediğiniz bir alan mı?

O&HoraPictor, emaye saatçilik konusunda büyük hedefleri olan bağımsız bir saat markasıdır.

Diğer markalar ve üreticilerle iş birlikleri yapmak her zaman aklımızda. Ancak bazı fikirlerimizi gerçeğe dönüştürmeye tamamen odaklanmış durumdayız ve bu konunun daha derinine inmek için yeterli zaman ve kapasiteye sahip olamadık.

Bu iş birliklerini sabırsızlıkla bekliyoruz. Atölyenin alışılmış düşünce biçiminin dışına çıkmak ve farklı bakış açılarına sahip insanlarla birlikte çalışmak, en heyecan verici işlerin ortaya çıktığı yer.


Emayeyi Kontrol Etmek Değil, Onu Anlamak

O&HoraPictor ile yaptığımız röportajın belki de en ilginç tarafı, emaye üretiminin dışarıdan göründüğü kadar tekrarlanabilir bir süreç olmadığını açık biçimde göstermesi.

Burada bir reçeteyi bulup aynı işlemi yüzlerce kez tekrar etmekten söz etmiyoruz.

Öğütme inceliği değişiyor. Fırının sıcaklığı değişiyor. Metalin bileşimi sonucu etkiliyor. Emayenin kalınlığı yalnızca görünümü değil, saatin fiziksel mimarisini bile belirleyebiliyor. Üstelik bir kadran sekizden fazla uygulama ve pişirim aşamasından geçerken bunların herhangi birindeki küçük bir hata tüm süreci yeniden başlatabiliyor.

Belki de röportajın en güzel cümlelerinden biri renk konusundaki cevapta saklı.

Amaç, mekanik biçimde “birebir aynı” kadranlar üretmek değil; emayeyi parlaklığının ve dokusunun en iyi olduğu noktaya ulaştırmak.

Bu yaklaşım O&HoraPictor’ın yaptığı işi de iyi özetliyor.

Emayeyi endüstriyel üretimin kusursuz tekrar edilebilirliğine zorlamak yerine, malzemenin kendi karakterini anlamaya çalışıyorlar. Aynı zamanda cloisonné’den gümüş varağa ve çağdaş grafik tasarımlara kadar uzanan farklı yöntemlerle bu yüzyıllık zanaatın sınırlarını genişletmeyi hedefliyorlar.

Saat dünyasında métiers d’art çoğu zaman geçmişe dönük bir kavram olarak ele alınıyor. O&HoraPictor’ın yaklaşımı ise biraz farklı bir soru soruyor:

Geçmişten gelen bir tekniği korumanın yanında, onunla bugün hâlâ yeni bir şey söyleyebilir miyiz?

Görünen o ki O&HoraPictor’ın asıl aradığı cevap da tam olarak burada.

Okumaya devam edin

Berk Öztoprak

Berk Öztoprak

Ben Berk Öztoprak, 12 yıldan fazladır dijital sektörde çalışıyorum. Bu dijital deneyimlerimle beraber en sevdiğim hobim olan mekanik saatler, X(Twitter)'te başladığım saat haberleri serüvenim artık bir medyaya dönüşsün istedim. Artık bütün sosyal mecralar ve Bersenti'de yazıyorum.

Bir yanıt yaz

Your email address will not be published.

Are you human? Please solve:Captcha


Bu Yazıları Kaçırma

saat-bilezik-çeşitleri-türleri

Saat Bilezik Türleri

Aslında birden fazla ismi olduğunu söyleyebiliriz. Kordon, bilezik, kayış olarak
Montblanc Lime Gold kol saati zarif altın tonlu kadran detayı

Lime Gold Nedir? Montblanc’ın Özel Altın Alaşımı Neden Dikkat Çekiyor?

Lime Gold, Montblanc’ın bazı üst segment saatlerinde kullandığı ve klasik