Markanızı kurma hikâyeniz nedir? Bu yolculuğa çıkmanıza ne sebep oldu?

En temelinde bu işin içinde saat sevgisi, dostluklar, biraz da bilmeden girişilen bir inat vardı. Ve elbette, piyasada olmayan bir şeyi istemek. Her saat koleksiyoncusu farklı, özel bir şey ister; bunu ya çok para verip birine özel olarak yaptırırsınız, ya da… yine çok para harcayıp kendiniz yaparsınız. Biz ikinci yolu seçtik. Ve açık konuşmak gerekirse, kurucu ekibin birbirini gazlaması olmasa bu iş birçok nedenden dolayı hiç başlamazdı.

Başta çok naifçe düşündük, “biz daha iyisini yaparız” dedik. Gerçekler kısa sürede bize dersini verdi. Ama yılmadık, yol boyunca hem üretim ortaklarımız hem müşterilerimiz hem de bayilerimiz aracılığıyla harika insanlarla tanıştık; çoğu artık yakın dostlarımız. Bu süreç, aslında bu işin insanlar hakkında olduğunu bir kez daha gösterdi – bizi bir araya getiren şey sadece mekanik sanat.

Benim açımdan ise, saatçiliği keşfettiğim ilk günden beri kendi saatimi yapmak gibi bir hayalim vardı. Ama sektöre erişim gibi pratik nedenlerden dolayı bu uzun süre mümkün olmadı. Sonunda taşlar yerine oturdu ve “deneyelim” dedik. Bugün neredeyse 80 farklı model sonra, sanırım artık hikâye yazıldı diyebiliriz. Ama hiç kolay olmadı: başta bayiler bulamamak, tedarik zinciri ve kalite kontrol süreçlerini öğrenmek (ve bu süreçlerin bozulabileceği 100 yol), pandemi gibi beklenmedik darbeler… Aslında ‘normal’ iş diye bir şey yok. Her ay yeni bir mücadeleyle geliyor. Biz ise her defasında yeni bir şey denemeye çalışıyoruz: lazerli safir mozaikler, seramik ışıldayan malzemeler, borosilikat kadranlar, ultra hafif materyaller, renk değiştiren kaplamalar… Her şey sürekli gelişiyor.


Tasarım süreciniz nasıl işliyor? İlham kaynaklarınız neler?

İlham doğrudan gelen bir şey değil aslında. Kendimi bilinçli bir gözlemci gibi görüyorum. İlham her şey olabilir: sanat, doğa, otomobiller, hatta yalnızca bir materyal veya üretim tekniği bile. Mesela 20.01 ve 20.11’de kullandığımız lazer mozaikler bu şekilde çıktı.

Formlar, renkler, dokular kafamın bir yerine yerleşiyor; sonra bilinçaltım onları harmanlıyor. Bir fikir oluştuğunda, o fikri ürüne dönüştürme süreci başlıyor. Asıl zor olan da o çeviri kısmı: çünkü bir saatin yüzeyi aslında ilham aldığınız çoğu formdan çok daha küçük. Bu da sizi zorunlu olarak sadeleştirmeye itiyor – sadece gerçekten anlamlı olan detayları bırakıyorsunuz. Bu aslında genel olarak çalışma tarzımı da özetliyor: önce her şeyi ekliyorum, sonra esas fikre hizmet etmeyen her şeyi çıkarıyorum.


Bağımsız bir marka olmanın zorlukları ve avantajları nelerdir?

Bu kolay bir soru: Hızlı hareket edebiliyoruz, çünkü hiçbir kurumsal bürokrasiye bağlı değiliz. Ama siparişlerimiz büyük olmadığından tedarik zincirinde hep sıranın en arkasındayız. Ayrıca büyük markaların sahip olduğu hiçbir kaynağa sahip değiliz – her kuruşu hesaba katıyoruz ve çoğu tekrar AR-GE’ye gidiyor. Gerçekten zor bir sektör: küçük hacimlerde, yüksek hassasiyet isteyen ürünleri, çok talepkâr insanlar için yapıyoruz.


Önümüzdeki beş yıl için hedefleriniz neler?

Şu anki piyasa şartları zorlayıcı, bu yüzden ilk hedefimiz hayatta kalmak. İki yıl sonra onuncu yılımızı kutlayacağız – bu bizim için büyük bir dönüm noktası. O zamana kadar bazı özel projelerimiz olacak; birkaç tane daha dünya çapında “ilk” olacak ürün geliyor. Kendi mekanizmamıza sahip olmak istiyoruz ama bu daha uzun vadeli bir hedef.

GPHG’de büyük ödülü (altın parmak) kazanmak da bir hayal ama bunun için gerçekten o kalitede bir saat üretmek gerek, biz de bu konuda çalışıyoruz. Daha gerçekçi bir hedef ise MING dünyasını daha fazla insana ulaştırmak. Küçük bir ekip olduğumuz için bu noktada dünyanın farklı yerlerinde güvenilir bayilerle iş birliği yapmamız gerekiyor. Aynı zamanda ürün gamımızı genişletmek istiyoruz – hem daha ulaşılabilir hem de daha yüksek segmente hitap eden modeller planlıyoruz. Belki yakında “alt-MING” tarzı bir yan marka da görebilirsiniz…


MING kısa sürede modern bağımsız saatçilikte bir fenomen oldu. Bunu sağlayan en büyük etken neydi sizce?

Muhtemelen şans. Doğru zaman, doğru yer ve e-ticarete hazır bir pazar. İnsanlar farklı ama abartılı olmayan şeyler arıyordu. Bugün başlasaydık aynı başarıyı tekrar yakalayabilir miydik, emin değilim. Perde arkasında ciddi bir emek var ama yıldızlar gerçekten bizim için bir araya geldi diyebiliriz.


Üretim tarafında Schwarz Etienne gibi atölyelerle yaptığınız iş birlikleri sizin için ne kadar önemli?

Eskiden çok önemliydi ama geçen yıl itibarıyla ürün geliştirme, proje yönetimi ve mühendislik tasarımlarının tamamını bünyemize aldık. Montaj süreci de yavaş yavaş bünyemize geçiyor – La Chaux-de-Fonds’da bir tesisimiz var. Böylece daha büyük bağımsız markalara benzer hale geliyoruz: bileşenleri uzman tedarikçilerden alıyoruz ama her şeyi içerde bir araya getiriyoruz. Bu da bize daha fazla kontrol ve üretim esnekliği sağlıyor.


İleride daha karmaşık teknik komplikasyonlarla haute horlogerie tarafına yönelme planınız var mı?

Evet, bu bizim hedefimiz. Ama kendi mekanizmamızı geliştirmeden ya da doğru iş ortakları olmadan bunu yapmak kolay değil. Dışarıya yaptırabiliriz ama bu inanılmaz derecede pahalı olur. İlk adım olarak farklı bir alarm komplikasyonu üzerinde çalışıyoruz – bugüne kadar gördüklerinizden çok farklı olacak. 2026 sonu veya 2027 başında çıkarmayı planlıyoruz.


GPHG sonrası kazanırsanız da kazanmazsanız da ilk atacağınız üç somut adım ne olurdu?

Aslında daha önce iki kez finale kaldığımız için bu konuda biraz deneyimimiz var. Şunu fark ettik: ne yaptığımızı anlatmakta pek iyi değiliz. Bu yüzden daha fazla medya ve etkinlik çalışması şart. Ancak bu yılki finalist modellerimiz çok sınırlı sayıda ve özel mekanizmalara sahip olduğu için – kazansak bile üretimini tekrar yapamayacağız. Ama bu da koleksiyoncular için iyi bir şey elbette!

Bunun dışında bizim için her zamanki iş: yeni şeyler hayal etmek ve onları üretmek…


MING’in lug (boynuz) tasarımı saat dünyasında çok tanınır hale geldi. Bu tasarım dili nasıl ortaya çıktı ve neye çözüm getiriyor?

İnanması zor ama bu tasarım önce estetikten değil, işlevden doğdu. Bir saati üç boyutlu bir kompozisyon olarak görüyorum. Bu kompozisyon görsel olarak dengeli olmalı ama aynı zamanda çok çeşitli bilek boyutlarına da uygun olmalı. Bunun için lug-to-lug (boynuzdan boynuza) mesafeyi kısa tutmanız gerekiyor. Bu da kısa boynuzlar demek, ama kısa boynuzlar görsel olarak orantısız durabiliyor – bunu da geniş yaparak telafi etmeniz gerekiyor.

Sonunda o parçayı bir şekilde bitirmeniz lazım ve kasa ile birleşimi temiz değilse hem estetik olarak çirkin duruyor hem de üretimi zorlaştırıyor. Böylece kıvrımlı, “recurved” bir çözüm geliştirdik. Bu tasarım, zamanla alt yüzeye doğru akan kasa yanlarıyla birleşerek tek bir “şerit” halini aldı.

20, 27 ve 29 serilerinde bunu uçan bıçak benzeri boynuzlara dönüştürdük. Yeni 57 serisinde art deco tarzı basamaklı lug tasarımı kullandık. Tasarım dili daha da evrim geçirecek ama her zaman “MING” olarak kalacak.

Berk Öztoprak

Berk Öztoprak

Ben Berk Öztoprak, 12 yıldan fazladır dijital sektörde çalışıyorum. Bu dijital deneyimlerimle beraber en sevdiğim hobim olan mekanik saatler, X(Twitter)'te başladığım saat haberleri serüvenim artık bir medyaya dönüşsün istedim. Artık bütün sosyal mecralar ve Bersenti'de yazıyorum.

Bir yanıt yaz

Your email address will not be published.


Bu Yazıları Kaçırma

Cartier Tank Hikayesi

Eski ve yeni dönemin vazgeçilmez bir tasarımı olan Cartier Tank

Citizen Series 8 831 Ice Blue 1800 Limitli Model

Buz mavisi kadranıyla beraber kolunuzda harika duracak olan Series 8