Saat tasarımı çoğu zaman kasa formu, komplikasyon ve malzeme üzerinden konuşulur. Ama bir saati “saat” yapan şeyin önemli bir kısmı gözümüzün tam önünde durur: kadrandaki tipografi. İbrelerin arasına sıkışmış birkaç milimetrelik harfler; markanın kimliğini, dönemin estetik anlayışını ve hatta üretim kültürünü taşır. İyi bir tipografi, saatin karakterini sessizce büyütür; kötü bir tipografi ise en iyi fikri bile ucuz gösterebilir.
Bu röportajın konuğu tam da bu kesişim noktasında duruyor: tasarım, illüstrasyon ve tipografi. Çocukluğundan beri çizen, tasarım eğitiminde saatlerle tanışıp bir Urwerk reklamıyla rabbit hole’a düşen; ardından yazı tipi tasarımında uzmanlaşıp çalışmalarını horolojik tipografi etrafında şekillendiren bir isim. “One Hour Watch” projesiyle her gün bir saat çizip hem disiplinini hem de gözünü eğiten; bugün ise Fears gibi köklü markalarla ve MING, Habring², J.N. Shapiro gibi bağımsızlarla çalışan bir tasarımcı olarak, kadranın en küçük detaylarında bile niyet ve amaç arıyor.
Bu söyleşide, “Bir saati bir saat içinde çizmek” gibi acımasız bir kuralın tasarımcıya ne öğrettiğinden, markaların kadran tipografisinde nerede tökezlediğine; bağımsızların “ruh” dediğimiz şeye nasıl yaklaştığından, GPHG Akademisi’nden izlenen geniş perspektife kadar uzanan bir yol var. Eğer saatlere bakarken artık sadece logoyu değil, harfin eğrisini de görmeye başladıysanız doğru yerdesiniz.

1) Tasarım, tipografi ve saatler bu üçü nasıl kesişti?
Tasarım ve tipografi geçmişin var ve bir noktada kendini saat dünyasının tam ortasında buldun.
İllüstrasyon, tipografi ve horolojinin senin için gerçekten kesiştiği ilk an neydi? Seni bu “tavşan deliğine” çeken belirli bir saat, görüntü ya da anı hatırlıyor musun?
Cevap:
Kendimi bildim bileli çiziyorum; ancak saatlerle ve tipografiyle tanışmam, tasarım alanındaki lisans eğitimim sırasında oldu. Urwerk için bir reklam gören annem “Buna bir bak” demişti. İnceledikten sonra tamamen takıntılı hâle geldim. Tipografiye, daha spesifik olarak yazı tipi (typeface) tasarımına ilgim ise eğitimim bittikten sonra başladı. Yazı tipi tasarımına giriş niteliğinde bir atölyeye katıldım ve süreci inanılmaz keyifli buldum. Birkaç yıl sonra, ana odağım olarak saat tasarımını mı yoksa yazı tipi tasarımını mı seçeceğim konusunda bir yol ayrımına geldiğimi hissettim. Sonunda Birleşik Krallık’ta yazı tipi tasarımı üzerine bir yüksek lisans yaptım ama çalışmalarımın merkezine horolojik tipografiyi koydum; böylece iki ilgiyi bir araya getirmiş oldum.

2) “Bir Saatte Saat” kuralı: Bir saat içinde çizmek
Her gün kendine bir saati çizmek için maksimum bir saat veriyorsun. Eğlenceli bir kural ama aynı zamanda oldukça acımasız.
Bu zaman kısıtı sana iyi saat tasarımı ve kendi yaratıcı sürecin hakkında ne öğretti?
Cevap:
One Hour Watch projesi, çizim pratiği yapmak ve horoloji hakkında daha fazla şey öğrenmek için başladı; çünkü kendimi sektörün fiziksel olarak uzağında bulmuştum. Kendime bir saat sınırı koymak iyi bir denge sağladı: Bir konsepti düzgünce “render” etmek için yeterli zaman, ama günün tamamını ele geçirecek kadar da fazla değil. Bunu her gün yapmak, zihinsel sağlığım için belki en iyi seçim değildi ama horoloji üzerine düşünmeye sürekli odaklanmamı sağladı. 2022’nin ortalarından beri artık her gün One Hour Watch çizimleri üretmiyorum; ancak seriye yeniden dönme fırsatım olduğunda hâlâ çok keyif alıyorum.
3) Kadranda tipografi: Markalar nerede hata yapıyor?
Tipografi alanında formal bir eğitimin var ve saat tipografisi üzerine de konuşuyorsun.
Sence saat markaları kadran tipografisinde en sık nerede hata yapıyor? Öte yandan tipografisini “neredeyse kusursuz” bulduğun bir saat var mı?
Cevap:
Saat endüstrisinde tipografik anlamda işler, kuvars krizi (ya da bakış açısına göre kuvars devrimi) sonucunda Avrupa’daki endüstrinin küçülmesiyle ve Arial ile Times New Roman gibi “ücretsiz” dijital masaüstü yayıncılık fontlarına erişimin artmasıyla bozulmaya başladı. Eskiden tipografiyi eski tedarikçilerden alan markalar, bunun yerine dijital fontları kullanabilir hâle geldiler. Günümüzde hassas üretim sayesinde birçok dijital font saat kadranında okunaklı olabilir; ancak son birkaç on yıldır tasarımda kullanılan varsayılan dijital dizgi/yazı yerleştirme yazılımları, bu kadar küçük tipografiyi iyi ele alacak şekilde tasarlanmadı. Bu yüzden yazılar çoğu zaman sıkıştırılıyor ya da boyutuna göre fazla sık aralıklı diziliyor; bu da geçmişe göre kesin bir kalite düşüşü. Son birkaç yılda ise saat tipografisine yeni bir “ilgi alanı” olarak daha fazla dikkat edilmeye başlandı. Nomos, A. Lange & Söhne, anOrdain gibi markalar ve benim de çalıştığım Fears gibi müşteriler, özel/bespoke tipografi kullanımlarını özellikle vurguluyor.
“Yüzde yüz olmasa da neredeyse kusursuz” saat tipografisi için, kadranı restore edilmemiş (orijinal hâlini koruyan) 20. yüzyıl ortası saatlerini öneririm. Modern tasarım süreçleri 1950’ler ve 60’lardaki tipografik kaliteyi yakalayabilir hatta aşabilir; ancak o dönem saatlerinde kadran ustalarının, saat kadranına uygun tipografiyi üretme konusunda doğal bir anlayışa sahip olduğunu görürsünüz. Ayrıca bu orta yüzyıl döneminde şekillenen tipografik formlar, horoloji dünyasına özgü bir karakter taşır ve günümüz saat tipografisini hâlâ güçlü biçimde etkiler.
4) Eskiz defterinden gerçek bir saate
Şu anda Fears gibi markalarla ve MING, Habring², J.N. Shapiro gibi bağımsızlarla çalışıyorsun.
Bu durumların her birinde zihniyetin nasıl değişiyor?
- Sadece kendin için, tamamen konsept bir saat çizdiğinde
- Güçlü sanatsal brief’i olan bir proje için illüstrasyon ürettiğinde
- Seri üretime girecek, her gün takılacak bir saat tasarladığında
Cevap:
Kendim için bir saat çizerken ya da tasarlarken, belirli bir konsepti keşfetmek konusunda tamamen özgürüm. Başkaları için çalışmak ise onların bu saatle neyi başarmak istediğini ve (nadiren de olsa isyan edilmesi gerekse bile) bir markanın soy ağacı/geleneği içinde tasarımın nereye oturması gerektiğini hesaba katmak demek. Örneğin Fears, bir asrı aşan bir mirasa sahip bir marka. Fears için bir saat tasarlarken, tasarımı markanın daha büyük bağlamı içine yerleştirmek her zaman gerekir: arşivden tipografik detaylar almak ya da saati, önceki koleksiyonlardan birinin veya marka tarihinde önemli bir figürün adını taşıyacak şekilde konumlandırmak gibi. Başarılı bir tasarım için güçlü bir brief her zaman kritik. Belirli bir amacı olmayan bir saat üretmeye değmez; bu yüzden baştan güçlü bir yön belirlemek her zaman yardımcı olur.

5) Karakter vs okunabilirlik: Nasıl dengeliyorsun?
Saat tasarımında sıkça “form follows function” denir, ama koleksiyonerler çoğu zaman saf okunabilirlik pahasına “karakter”in peşinden gider.
Bir kadran tasarlarken okunabilirlik, tipografik netlik ve “karakter”in duygusal tarafı arasında dengeyi nasıl kuruyorsun?
Cevap:
Form follows function, ta ki buna ihtiyaç kalmayana kadar. Karakter ve okunabilirlik meselesi daha çok saatin amacıyla ilgili. Okunaksız bir tool watch, zaman okumayı kolaylaştırması gerekirken bunu yapamadığı için kendi amacına ihanet eder. Ancak sanatsal ifadenin öncelikli olduğu bir saatin, saniyenin kesrine kadar zamanı anında vermesi gerekmez. Neyse ki çoğu tasarımda hem karakteri hem de okunabilirliği yakalamak mümkün; sadece biri genellikle daha baskın olur.
6) GPHG Akademisi’nin içinden tasarımı görmek
GPHG Akademisi üyesi olarak her yıl endüstrinin ürettiği çok geniş bir yelpazeyi görüyorsun.
Bir tasarımcı gözünden, iyi tasarlanmış bir saati sadece “bağıran” ya da “Instagram’a oynayan” bir saatten ayıran şey nedir?
Cevap:
İyi tasarlanmış bir saat, amacı konusunda her zaman niyet gösterir: bir dalış saati olmak, bir métiers d’art tekniğini sergilemek ya da başka bir şeyi başarmak… GPHG’de her yıl saatleri görmek ve oy vermek her zaman bir ayrıcalık.

7) Bağımsız saatçilik ve “ruh” fikri
Bağımsız markalarla yakın çalışıyorsun ve farklı etkinliklerde tasarım ile tipografi üzerine konuşuyorsun.
Büyük gruplarla kıyaslayınca, bağımsızlar tasarım dili ve hikâye anlatımında neleri daha iyi yapıyor? Ve sence hala en çok hangi alanda gelişebilirler?
Cevap:
Bağımsız markalar, büyük pazar trendlerine daha az bağımlı; çoğu durumda hissedarlara kâr artırma baskısına da daha az bağlılar. Bu durum, daha benzersiz veya özel saatler yaratma hedeflerine odaklanmalarını sağlayabiliyor; bu da her yıl büyük markalarda gördüğümüz “kadran rengi yeniledik” tarzı tekrarların ötesinde daha ilginç işler çıkarıyor. Öte yandan bugün çok fazla bağımsız marka var ve indie pazarı oldukça kalabalık; bu yüzden büyümek zor olabiliyor. Ancak saat kültürü büyüyen bir kitleye ulaştıkça, bağımsız markalar da zanaatlarına daha fazla gözün çevrilmesinden faydalanabilir.
8) Saat dünyasında çalışmak isteyen genç tasarımcılara tavsiye
Pek çok genç tasarımcı ve illüstratör saat dünyasında çalışmak istiyor, ama teknik taraf göz korkutucu olabiliyor.
“Instagram’da saat çizen biri” olmaktan çıkıp profesyonel olarak saat tasarımına katkı vermek isteyen birine dürüstçe ne tavsiye edersin?
Cevap:
Sosyal medya ve çeşitlenmiş medya ortamı sayesinde, saat dünyasına girip sektörde çalışmayı hedeflemek muhtemelen hiç olmadığı kadar erişilebilir. Ancak bu madalyonun öteki yüzü de var: Akranlarınız arasında öne çıkmak giderek daha zorlaşıyor. Bu sektöre girmek isteyen herkese tavsiyem, niyetlerini ve hedeflerini olabildiğince damıtıp netleştirmeleri. Böylece katkı verebileceğiniz ve parlayabileceğiniz bir niş bulmanız daha kolay olur.

9) Baştan sona yeniden tasarlamak istediğin bir saat
Geçmişten ya da günümüzden mevcut bir saati seçip tamamen sıfırdan yeniden tasarlayabilsen hangisini seçerdin, neden?
Ters açıdan bakarsak: Bir saate bakıp “tek bir çizgisine bile dokunmazdım” dediğin bir model var mı?
Cevap:
Son birkaç yılda çıkan bazı “vintage re-edition” saatler var; vintage köklerine daha iyi saygı duyan bir yeniden tasarımdan ciddi şekilde fayda görebilirler. Göz ardı edilen ya da kötü yeniden üretilmiş tipografi bunun bir yönü, ama bezel-kadran oranları gibi başka konular da var. Genel olarak birçok marka, arşivindeki parçaları yeniden üretme konusunda çok daha iyi hâle geldi; yine de hâlâ yapılabilecek pek çok iyileştirme var.
Hayranlık duyduğum saatlerden biri Universal Genève Polerouter Date. Özellik ve form kombinasyonu harika; ben olsam dokunmazdım. Breitling’in UG’nin günümüzdeki gelişimi için ne yaptığını da yakından takip ediyorum; modern yeniden üretimleri henüz canlı görme şansım olmadı ama dikkatle izliyorum.