Berk Öztoprak olarak 2 yıldır düzenli olarak mekanik saatler hakkında içerik üretiyorum. Bersenti’ye çıktığım bu yolculukta Studio Underdog gibi harika bir micro brand ile röportaj yapmayı hiç hayal edemezdim. Bu mutluluğumu sizinle paylaşıp röportajla sizleri baş başa bırakıyorum.
Saat dünyası çoğu zaman miras, tarih ve ciddiyet üzerine kurulu. “Eğlenceli/oyuncu” bir yaklaşımı nasıl uygulanabilir bir iş modeline dönüştürdünüz?
Meğer oyunbazlık, dürüstlük ve sağlam bir tasarım disiplini üzerine oturtulduğunda oldukça güçlü bir araç olabiliyormuş. Studio Underd0g’un fikri hiçbir zaman sektörü sırf alay etmek için tiye almak değildi. Ben sadece kendime “Neden her şey sürekli bu kadar ciddi olmak zorunda?” diye sordum. Kilit nokta, ilk bakışta eğlenceli bir izlenimi, altında gerçek bir içerik ve ciddiyetle dengelemek oldu.

Koleksiyonerler inanılmaz zeki; bir numarayı kilometre öteden anlarlar. Bu yüzden malzemelerin, finisajın ve mekanizma seçimlerinin, daha geleneksel alternatiflerin yanında gururla durabilmesi benim için hayatiydi. İnsanlar Watermel0n’un bir “şaka” saat değil; incelikli detaylara sahip, düzgün bir mekanik kronograf olduğunu fark edince, oyunbazlık bir zayıflık değil, güç haline geldi.
Bir bakıma bu tezat bizi öne çıkardı. Tasarım dili insanları içeri davet etti; teknik özellikler ise onların kalmasını sağladı.
Bunun bir şaka ya da tutku projesi olarak başladığını söylediniz. Ne zaman “gerçek bir iş” gibi hissettirdi?
Erken dönemde, birkaç render’ı bir Microbrand Facebook grubunda paylaştığım ve yorumların beklediğimden hızlı gelmeye başladığı bir an vardı. Başta insanların kibar davrandığını düşündüm; ama mesajlar “satın almak istiyoruz” taleplerine dönünce bir şeyler yerine oturdu.

Asıl kırılma noktası, resmi lansmanı yaptıktan sonra gelen desteği görmemdi. Çok hızlı anladım ki bu artık kişisel bir tasarım deneyi değildi. İnsanlar bana bir ürün teslim etmem için güveniyordu ve o sorumluluk her şeyi değiştirdi. İşte o zaman eğlenceli hobi, çok daha ciddi bir şeye dönüştü.
Yemek temalı saatler alışılmadık. Bir sonraki “lezzeti” nasıl seçiyorsunuz? Önce renk mi konsept mi geliyor?
Genellikle bir renk paletiyle başlıyor. Kendimi belli bir renk kombinasyonuna çekilmiş buluyorum ve ardından tema doğal olarak geliyor. Bazen de bir lezzet fikri, kadran uygulaması için bir fikir kıvılcımı çakıyor; ama çoğu zaman palet konsepti belirliyor.
Tasarımların hafif, şakacı ama yine de “düşünülmüş” olduğu o alanı seviyorum. Zorluk, çok literal olmaktan kaçınmak. Saat bir lezzeti çağrıştırmalı ama kostüm gibi durmamalı. O denge zaman alıyor ve pek çok prototip gerektiriyor.
Bugüne kadar üretimi en zor model hangisi oldu?
Kesinlikle Pink Lem0nade. Tamamen lumeli bir “sandviç kadran” kağıt üzerinde basit görünüyor, ama eşit bir parlama, net kesimler ve temiz katmanlar elde etmek için gereken test miktarı beklediğimden çok daha karmaşıktı. Lumeli bir yüzeyde en küçük kusur bile hemen göze çarpıyor.
Bu model bizim için ciddi bir teknik sıçramaydı ve daha önce ihtiyaç duymadığım süreçleri rafine etmeye zorladı. Büyük bir öğrenme deneyimiydi; ama her şey yerine oturduğunda çok tatmin ediciydi.
Hem Series 01 hem de yeni Series 03 Monopusher kurmalı (hand-wound). Kullanıcıyı saati kurmaya “zorlamak” bilinçli bir tercih mi?
Evet. Kullanıcı ile mekanizma arasında fiziksel bir bağ kurmak özel bir şey. Kurmalı bir mekanizma, onu canlı tutma ritüeline katılmanızı ister.
Ayrıca birçok silüetimizin vintage ilhamına da bağlanıyor. Kurma eylemi sizi kısa bir anlığına yavaşlatır. Ekranlar ve otomasyonla dolu bir dünyada o küçük jest oldukça “topraklayıcı” hissettiriyor. Yani kısmen tasarım tercihiydi ama aynı zamanda duygusal bir tercihti.
Saat dünyası dışından herhangi bir marka ya da kişiyle bir saat yaratabilecek olsanız, kimi seçerdiniz?
Herhangi birini seçebilsem Virgil Abloh olurdu. Kültürü, tasarımı ve hikaye anlatımını bu kadar sezgisel biçimde harmanlayabilmesi inanılmazdı. Tanıdık bir şeyi alıp bakış açısını sadece biraz kaydırarak bir anda yeni hissettirme konusunda nadir bir yeteneği vardı. Bu yaklaşım, benim saat tasarımına yaklaşımımla çok örtüşüyor.
İş birlikleri genelde nasıl gelişiyor? Partnerlere mi uyum sağlıyorsunuz, yoksa kendi tasarım dilinizi mi dayatıyorsunuz?

Her zaman bir denge. İş birliğinde ilk adım, partnerin neye heyecanlandığını öğrenmek ve masaya getirdiği değerleri anlamak. Ortak bir vizyon oluşunca, onun etrafında bir tasarım dili kurmaya başlıyorum.
Bir iş birliği parçasının, partnersiz de var olabilecek gibi hissettirmesini asla istemem. Ama aynı zamanda Studio Underd0g ruhuna sadık kalmalı. Tatlı nokta, iki kimliğin de hissedildiği ve hiçbirinin diğerini ezmediği yer. En iyi iş birlikleri “uzlaşma” değil, “konuşma”dır.
Topluluk geri bildirimi hiç bir tasarımı değiştirdi mi ya da iptal ettirdi mi?
Tasarım yönü açısından dürüst cevap: Hayır. Studio Underd0g’un başarısı, pazarın ne istediğini tahmin etmeyi bırakıp tamamen kendim için tasarladığım anda başladı. Bu zihniyet markanın kimliğini oluşturdu; bu yüzden onu çok korumacı şekilde sahipleniyorum.
Elbette topluluğa değer veriyorum ve pratik konularda dikkatle dinliyorum. Ama yaratıcı çekirdekte “gözlüğümü takıp” yoluma bakmaya çalışıyorum. Bazen gürültüyü kesip bizi buraya getiren içgüdülere sadık kalmak önemli. Komiteyle tasarlamaya başlarsam büyü kaybolur.
Yani geri bildirim her zaman kıymetli; ama tasarım DNA’sı değişmeden kalır.
Üretmek için fazla “uçuk” bulduğunuz bir lezzet ya da renk kombinasyonu oldu mu?
Evet. Bilgisayarımda asla gün yüzü görmemesi gereken fikirlerle dolu bir klasör var!
Bazen en iyi fikir, peşinden gitmemeye karar verdiğiniz fikirdir.
Pizzada ananas?

Muhtemelen bu yüzden yargılanacağım ama evet. Ananas olur. Biraz tatlılık kimseye zarar vermez.
Studio Underd0g’u önümüzdeki 5 yılda nerede görüyorsunuz?
Umarım Studio Underd0g, mizah duygusunu ve topluluk odaklı yaklaşımını kaybetmeden yaratıcı sınırları zorlamaya devam eder. Rengi beklenmedik şekillerde keşfetmeyi; mikrobrand dünyasında taze hissettiren yeni formatlar ve komplikasyonlar sunmayı istiyorum.
Aynı zamanda Britanya saatçiliğinin yeniden yükselişinde anlamlı bir rol oynamaya çok kararlıyım. Zaten Birleşik Krallık’ta en büyük montajcılardan biriyiz; hatta belki de en büyüğüyüz ve bunu daha da ileri taşımak istiyorum. Britanya saatçiliğinde gerçek bir ivme var ve Studio Underd0g’un yenilik, iş birliği ve yerel kabiliyetlere yatırım yoluyla bu ilerlemeyi hızlandırmasına katkı vermesini isterim.
İnsanları yaratıcı olarak şaşırtmaya devam edip aynı zamanda markanın arkasındaki Britanya üretim hikâyesini güçlendirebilirsek, önümüzdeki beş yıl için tam da gitmek istediğim yön bu olur.